Niğde'de Arsenikli Su Tartışması ve Gözardı Edilmemesi Gereken Gerçekler.

Yazılar » Niğde'de Arsenikli Su Tartışması ve Gözardı Edilmemesi Gereken Gerçekler.

Öğr. Gör. Mustafa ULUDOĞAN
İç Anadolu Kuraklıkla Mücadele ve Ekolojik Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Niğde içme suyunda arsenik oranının fazla olduğu iddia ediliyor. Bu iddianın doğruluk payı varsa bu durum hiç de gözardı edilecek nitelikte değil. ben içmiyorum ya da yemeğe koymuyorum diyerek kurtulamazsınız. Çünkü bulaşığınızı yıkıyorsunuz, sebze-meyvenizi temizliyorsunuz, duş alıyorsunuz, bunlar da riski fazlasıyla artırıyor Hiçbir şey onu ne yok eder, ne azaltır. Suyu terbiye etmek mümkün değil. Dezenfenkte mikrop öldürür. Ancak ağır metalleri herhangi bir şekilde kaybedemezsiniz. Suda arsenik varsa vardır. Ne erir ne kaybolur.

Arsenik elementi, ATP nin yapısında bunulan fosfat grubunun analogudur Fosfat grubunun ATP den ayrılması ile yaşam enerjimiz meydana çıkıyor Arsenik ATP ye fosfattan daha hızlı bağlanır ve oluşan yüksek enerjili arsenik bağı hiç kırılmaz... kırılmayan yüksek enerjili bağ enerjiye dönüşmez Enerjisiz kalan canlı ölür... Bu da arsenik in zehir etkisidir 

Dünya sağlık örgütü yaptığı araştırmaya göre sudaki kimyasallardan nitrat arsenik ve klor miktarlarındaki artışın sağlık açısından riskli olduğunu ifade etmektedir. Dünya sağlık örgütünün özellikle arsenik üzerine yapmış olduğu vurgu 1990 lı yıllarda bangladeşte içme suyunda arsenik miktarındaki artışın tespit edilmesinden sonra olmuştur. dünyada yapılan araştırmalar inorganik bir kimyasal kirletici olan arsenik ile deride değişikliği ve kalınlaşma gibi deri lezyonları özellikle mesane böbrek akciğer kanserleri arasındadır.

Arsenikli suyun insana vereceği zararı konuşabilmek için ne kadar süreyle ve hangi miktarda arseniğe maruz kalındığını da bilmek gerekir. Arsenik maruziyeti sonucu cilt kanseri, sinir sisteminde duyu bozukluğu, refleks kaybı ve depresyon, dolaşım sisteminde kansızlık, kalp yetmezliği, kan kanseri ve lenf sistemi kanseri, karaciğer üzerinde siroz ve karaciğer tümörleri, anneden bebeğe geçerek doğuştan sakatlıklar, gelişmemiş bebek doğumları, akciğer kanseri, böbrek yetmezliği ve üremi, akıl hastalıkları görülebelir. Ancak ne kadar süreyle ve ne kadar miktarda arseniğe maruz kalındığı önem taşımaktadır. Eğer litresinde 10 mikrogramın biraz üzerinde arsenik bulunan bir sudan bahsediyorsak, böyle bir su hemen herkesi kanser yapmaz. 10-15 yıl boyunca devamlı kullanımı ve tüketimi halinde ancak hassas kişileri yani çocukları, yaşlılıları ve bağışıklık sistemi zayıf olanları etkiler. Ancak 50 mikrogramın üzerindeki bir arsenik hiçbir ayrım gözetmeksizin toplumun tüm bireylerini etkiler. 5-6 yıl içinde yoğun miktarda hastalıklar başgösterir.

Yüksek miktardaki arsenik nedeniyle meydana gelebelecek akut ve kronik (anlık ve uzun süreli) zehirlenmelerin belirti ve bulguları konusunda ise, diğer bilim adamları ise şunları söylüyor:
karın ağrısı, kusma, kanlı ya da sulu ishal, ağız ve burunda kuruluk hissi, nefeste ve nefeste ve dışkıda sarımsak kokusu, bilinç bulanıklığı, koma, soluk alıp vermede güçlük, kalpte ritim bozuklukları, şok tablosu, birkaç gün içinde böbrek yetmezliği, birkaç hafta sonra saç dökülmesi, tırnaklarda çizgiler. Kronik zehirlenme bulguları ise el ve ayaklarda duyu kusuru, yanma hissi, ağrı, kas seyirmesi, denge bozukluğu, bilinç bullanıklığı, kas güçsüzlüğü, deride kaşıntılı döküntüler, renk değişiklikleri, el ve ayaklarda keratin dokusunda artışa bağlı kalınlaşma, tansiyon yüksekliği, diyabet (şeker hastalığı), el ve ayaklarda kangrennir

Arsenik çoğunlukla yeraltı sularında bulunur dünya sağlık örgütü içme suyunda kabul edilebilir en üst arsenik değerinin 10 ug/l olduğunu vurgulamaktadır. Ancak, yine aynı raporda bu düzeyin altında da yoğunluk ve etkilenim süresi ile doğru orantılı olarak kanser sıklığının arttığını gösteren araştırmalar olduğunu belirtmiş bu nedenle arsenik düzeyinin olabilecek en düşük değerlere indirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.


Dünya sağlık örgütü suyun arsenik düzeyine dalgalanmalarında olabileceğine dikkat çekilerek arsenik düzeyi kontrolünün büyük bir özenle ve sürekli olarak sürdürülmesi gerektiğinin üstünde durmuştur. Sağlık açısından içme suyu ve yemek yapmak için kullanılan sularda arsenik düzeyinin düşüklüğü sağlık açısından risk teşkil etmeyecek düzeyde olmasının çok önemli olduğunu belirtmiştir.

Arseniğin kaynağı nedir
Meseleye "Arseniğin kaynağı nedir? Ve şehir suyuna nasıl bulaşmıştır" diye bakmak gerekmektedir. Önemli olanın şehir suyuna dahil edilen kaynaklarda fizibilite çalışmasının yapılıp yapılmaması ve bu çalışmaların kamuoyuyla paylaşılmamasından kaynaklanan bilgi eksikliği problemin ana kaynağıdır.

Arsenik oranı neden artıyor?
"Arseniğin iki kökeni vardır; birincisi endüstriyel atıklardan kaynaklı atık suyun deşarjı ve atıksuyun su kaynağına (yüzeysel sulara, yeraltı suyuna) sızması ile ya da tarım alanlarında kullanılan böcek öldürücülerden suya karışır ve su kalitesi bozulur. Kirlenen kaynaktan içme suyu temin edilirse içme suyunda kirliliği kaynağına bağlı olarak arsenik gibi, ağır metaller ortaya çıkacaktır. Arsenik doğal olarak da (örn. organik maddelere bağlı ya da element olarak) toprakta bulunabilir ve suyla (yağış ya da sulama suyu etkisi ile) çözülerek su kaynağında arsenik oranın artışına neden olabilir.

Son günlerde su ile ilgili ortaya çıkan sorunların birinci nedeni olarak Küresel ısınmanın gösterilmesinin ardındaki gerçek, yerel yönetimlerin su hizmetini gereğince yerine getiremeyişleri ya da şebeke ile suyun kullanıcıya sağlıklı ulaştırılamaması, suyun kullanıcı tarafından (endüstride, tarımda, evsel amaçlı kullanımda) doğru ve optimum kullanılamayışı, bu nedenle suya olan talebin giderek artması olduğu gerçeğini göz ardı ettirmektedir.

Herhangi bir su kaynağından şehir suyuna temin edilmeden (halkın kullanımına sunmadan) önce pek çok çalışma yapılmalıdır. Öncelikle de doğru kaynağı bulmak gerekir, bulunan kaynağın doğruluğunu iki şekilde kontrol edebiliriz. Kaynak, kamunun kullanımına uygun mu? Diğer taraftan kamunun kullanımı kaynağa zarar verecek mi?

Niğde ilindeki sularda yapılan ölçümlerde arsenik oranının yüksek olduğunu, bu nedenle öncelikli olarak daha önce arsenik değerleri yüksek olduğu belirlenen bölgeler olmak üzere arsenikli suyun kullanılmasında titiz olunması gerekmektedir, Özellikle toplu nüfusun bulunduğu okul, hastane, kışla, öğrenci yurtları gibi yerler ile gıda üretimi yapan işletmelerde, yemek fabrikası ve lokantalarda arsenikli su içilmemeli, üretimde kullanılmamalıdır.

öncelikle içme ve kullanma suyu ayrı değildir. Ben yemeğimde kullanmıyorum sadece temizlikte kullanıyorum diyemezsiniz. İçme ve kullanma suyunu ayrı ayrı mütalaa edemezsiniz. Kullandığınız su da hijyenik açıdan bizim için içme suyuyla eşdeğerdir. Çünkü bardağınızı, tabağınızı yıkıyorsunuz, sebzenizi meyvenizi temizliyorsunuz, duş alıp yüzünüzü yıkıyorsunuz, dişinizi fırçalıyorsunuz. ben zaten bu suyu içmiyorum diyerek kurtulamazsınız. Biz her iki durumda da aynı şekilde başınızın derde girdiğini düşünüyoruz. Ancak burada çok önemli bir konu var. Ne kadar süreyle ve ne kadar miktarda arsenik maruziyeti olduğu çok önemli. 10 mikrogramın biraz üzerinde arsenik bulunan suyun tüketimi, kullanılması sağlığı çok büyük tehlike yaratmaz. Ama, alarm zillerinin çalmasına neden olur. Bu su bir süreliğine tüketilebilir. Ancak en kısa sürede bu sudaki arsenik oranının 10 mikrogramın altına düşürülmesi gerekir.

Su ile ilgili kamuoyunda arsenik üzerinden yapılan tartışmaların eksik bir yönü olduğunu belirten dünya sağlık örgütü su ve sağlık arasındaki bu iki yönlü ilişkinin bütün boyutları incelenmeli ve değerlendirilmeli gerek içme suyunda gerekse temizlik yıkanma yada diğer ihtiyaçlar için tüketilen kullanma sularının SAĞLIĞI TEHLIKEYE DÜŞÜRMEYECEK NITELIKTE OLMASI GEREKIR ilgili kurum ve kuruluşların bu konuyu dikkate alması gerekir deniliyor.

Kamu, yerel yönetim ve STK Lar bir araya gelerek acilen çözüm çalışmaları yapmamız lazımdır. Melendiz eteklerindeki Volkanik arazide açılan kuyuların kapatılarak Niğde Masifinde açılacak kuyular için akademik destekli proje çalışmalarının yapılması gerekmektedir.