Yayınlandı

Hangi sektörde olursa olsun, günümüzün hızla değişen ve artan rekabet koşullarında klasik rekabet kavramının yanında, küresel rekabet kavramı ortaya çıkmıştır. Küresel rekabet firmalar arasındaki basit rekabetin dışında bir oluşumdur. Yaşadığımız yüzyılda ekonomik, sosyal ve teknolojik alanda meydana gelen gelişmeler pazarların küreselleşmesine, uluslararası rekabetin yapısal ve boyutsal olarak şekil değiştirmesine neden olmuştur.

Gittikçe daha dinamik hale gelen ve zaman faktörünün giderek önem kazandığı pazarlarda rekabet üstünlüğü elde ederek başarılı olmak isteyen işletmelerin başarısı çevrelerinde yaşanan değişimi kısa vadede algılayıp, bunu kendi bünyelerinde uyarlayabilme yeteneğine bağlıdır. Yoğun rekabet ortamında başarılı olmak işletmelerin üretim maliyetlerini düşürmelerine, kaliteyi yükseltmelerine ve müşterilerinin beklentilerinin üzerine çıkmak için gerekli önlemleri alıp almadıklarına bağlıdır.

Klasik rekabet küresel rekabete dönüştüğünde, işletmelerin kendi başlarına rekabet ortamını iyileştirmek için aldıkları önlemler yeterlimidir? Küresel rekabette teknolojik altyapı, eğitim sistemi, kamu-özel sektör ilişkileri, ekonomi politikaları iç içe geçmektedir. Bu nedenle küresel rekabet ortamında, sadece firmalar değil aynı zamanda hükümetler de giderek önemli bir rol oynamaya başlamışlardır. Bir ülkede uluslararası düzeyde rekabet gücü sağlayacak bir ortam oluşturulmamış ise sektörel rekabet gücü sınırlı olmakta ve korunmasında engeller ortaya çıkmaktadır. Uluslararası rekabet ortamlarında firmaların dinamik ve rekabetçi yönetim stratejileri rekabet şanslarını artırmakta tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun için firmaların içinde yaşadıkları ülkelerin uluslararası gücünden yararlanmaları, destek almaları gerekmektedir.

Dünya çok önemli bir değişim sürecine girmiş durumda. Ekonomik, siyasal, teknolojik, sosyo-kültürel, ekolojik ve demografik değişimlerin önemi giderek artan bir trend izlemekte olup, yeni yükselen değerler toplumları geleneksel değerlerden kopmaya zorlamaktadır. Küresel rekabette başarının anahtarı değişim ve gelişimdir. Değişimin birçok anlamı vardır. Hareket, bir durumdan diğerine geçme, gelişme, büyüme ve kalkınma, geleneksel, kalıplaşmış düşünce sistemlerinden uzaklaşma, daha yüksek verimlilik ve etkenlik sağlayacak yöntemler geliştirme gibi. Değişimin itici gücünü teknolojik gelişmeler oluşturmaktadır.

Teknolojik gelişmeler endüstride rekabetin yapısını değiştirebilmektedir. Teknolojide yaşanan değişimler ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel değişimleri de tetiklemektedir ve hükümetleri güçlü kılmaktadır. Teknoloji geliştiren ülkelerdeki işletmelerin rekabet gücü teknolojiyi satın alan ülkelere kıyasla yüksektir.

Yazar

Yayınlandı

Ziraat Faaliyetleri

  • Niğde İli’nde tarla tarımı, ziraat faaliyetleri içerisinde önemli bir yere sahip olup, tarım alanlarının %89’nun bu faaliyete ayrılmıştır.
  • İldeki tarla alanlarının %68’inde tahıl tarımı gerçekleştirilmekte olup, yaklaşık 290.000 ton tahıl üretilmektedir.
  • Ancak tarla alanlarının en önemli ürününü patates oluşturmakta ve Türkiye patates üretiminin %25’i ilimizde gerçekleştirilmektedir.
  • Sahada, özellikle ayrışmış tüflerin oluşturduğu derin topraklara sahip Melendiz ve Misli ovalarındaki tarım alanları çoğunlukla sulamalı patates tarımına ayrılmıştır.
  • Patates tarımının yoğun olarak yapıldığı yerleşmeler, elde edilen gelirle orantılı olarak büyük bir gelişim süreci yaşamıştır.
  • Sahanın sulanabilen alanlarında yapılan ticarete yönelik tarım faaliyetlerinin böyle alanlarda göç olaylarını asgariye indirdiği ve hatta sezonluk olarak işgücü göçü aldığı görülmektedir.
  • Akarsular Ve Göller

  • Niğde İli akarsular ve göller gibi yerüstü suları bakımından zengin olmayıp, geniş sahaları sulayabilecek büyük akarsudan mahrumdur.
  • İlde akım değerleri genellikle çok az olan akarsuların rejimleri de oldukça düzensiz, azami ve asgari akımlar arasındaki farklar çok büyüktür.
  • Mevcut akarsular gerek akım miktarları ve gerekse rejim tipleri itibariyle sahanın su problemini çözmeye yeterli değildir.
  • Akarsulardan azami derecede faydalanmak amacıyla 16 sulama göleti inşa edilmiş ve su açığı 11456’sı tarımsal, 209’u içme suyu temini amaçlı olarak açılan sondaj kuyuları yardımı ile kapatılmaya çalışılmıştır.
  • İl tarım alanlarının %59.8’i sulanabilme potansiyeline sahip iken, bugün sadece %37.1’i sulanmaktadır.
  • Su Problemleri

  • Sahada sadece tarım amaçlı su problemi yaşanmaz. Aynı zamanda yerleşmelerin su ihtiyacının karşılanması da problem olarak belirmektedir.
  • İldeki 10 yerleşmede ünitesinde gözlenen su yetersizliği yanında, mevcut su kaynaklarının kalitesi nedeniyle bazı yerleşmelerde sağlık problemi yaşandığı görülmektedir.
  • Yerleşmelerin %73’ü kaynak sularından, %18’i sondaj kuyularından içme suyu temin etmektedir. İlin dağ yamaç ve etekleri ile plato sahasındaki yerleşmelerin %90’ı kaynak sularına, ovalarda yer alan yerleşmelerin ise %92’si yeraltı suyuna bağımlıdır.
  • Sağlıklı ve yeterli su temini çok sayıdaki yerleşmede yerel yöneticilerin en büyük mesaisini oluşturmakta olup, sahadaki su yetersizliği ve yeraltı suyunda gözlenen olumsuz seviye değişimleri göç için itici faktör oluşturmaktadır.
  • Hakim Rüzgar Yönü

  • Sahadaki hakim rüzgar yönü kuzey sektörlü olup kış mevsiminde de hakim olan kuzey sektörlü rüzgarlar bulundukları yerlere soğutucu etki yaptıklarından, kış soğukluklarının daha fazla hissedilmesine neden olmaktadır.
  • Bu nedenle ildeki yerleşmelerin 121’i kuzey sektörlü soğuk rüzgârlara karşı ya güney yamaçlara yerleşmiş ya da dağ, tepe ve sırtları kendisine siper almıştır.
  • Ortalama Yağış Miktarları

  • Saha, yıllık ortalama 300-400 mm aralığında yağış almakta olup, yıllık ortalama yağış miktarı Niğde’de 339 mm, Çamardı’nda 395 mm, Ulukışla’da 346 mm’dir.
  • Yağışların %39’u ilkbahar mevsiminde düşmektedir. Sahadaki tarımsal ürünlerin yetişme devresine denk gelen bu yağışlı devre, kırsal ekonomik faaliyetleri üzerinde büyük öneme sahiptir.
  • Niğde İli’nde kuraklık afeti denildiğinde akla gelen, mutlak yaz kuraklığı değildir.
  • Binlerce yıl süren tarım hayatı onlara yaz kuraklığının varlığını öğretmiştir. Ancak tarımsal ürünlerin yetişme devresinde yağışların yeterince düşmemesi veya zamanından geç düşmesi tam bir kuraklık afeti olarak kendini göstermektedir.
  • Yağışların Standarttan Sapma Oranı

  • Sahada yıllık yağışların standarttan sapma oranı %63 ile %78 arasında değişmektedir.
  • Ayrıca bitkilerin yetişme devresine denk gelen mart, nisan, mayıs ve haziran aylarında yağışlardaki standarttan sapma oranı diğer aylara göre yüksektir.
  • Bu durum sahada, yağışlara bağlı tarımsal faaliyetlerin kuraklık riski ile sık bir şekilde karşı karşıya olduğunu göstermekte ve tarımsal üretimde istikrarsızlığa neden oluşturmaktadır.
  • Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

  • Niğde İli’nin tarımsal nüfus yoğunluğu 76.5 kişi/km² olup, Türkiye ortalamasının (90 kişi/km²) altında olan bu yoğunluk ilde dengeli dağılmış değildir.
  • Tarımsal nüfus yoğunluğu plato sahaları ve Bor Ovası’ndaki kuru tarım alanlarında düşmekte iken, Niğde çevresi, Bor Ovası’nın sulanabilen alanları, Melendiz ve Misli ovaları ile dağ ve plato sahalarının vadi içi yerleşmelerinde yüksek değerler göstermektedir.
  • Dağlık ve plato sahalarının vadi içi yerleşmelerinde gözlenen tarımsal nüfus yoğunluğu artışı tarımsal nüfusun çokluğundan değil, tarım alanlarının azlığından kaynaklanmaktadır.
  • Göç Olayları

  • İlde kuru tarım alanlarının yaygın olduğu plato ve dağlık sahalardaki yerleşmelerde tarımsal nüfus yoğunluğu düşük olmasına rağmen göç olayları gözlenmekte olup, doğal şartlar bu alanlarda tarım faaliyeti ile geçinmeyi gerçekten fazla riskli hale getirmiştir.
  • Ayrıca bu morfolojik ünitelerin sulanabilen vadi içi yerleşmelerinde ise tarımsal nüfus yoğunluğu kabul edilebilir geçindirme sınırının çok üzerine çıkmıştır.
  • Niğde İli’nin kırsal alanlarında doğal şartlardan kaynaklanan itici faktörler mevcuttur.
  • İlde yüksek alanların geniş yer kaplaması, yüksek eğim değerleri ile iklim elemanlarından düşük sıcaklık ve oynak yağış koşulları kırsal alanlarda geçinmeyi riskli hale getirerek göç için itici faktör oluşturmaktadır.
  • Yükselti arttıkça göç yolu ile nüfus kaybeden yerleşme oranında da artışlar görülmüştür.
  • İlde göç faktörleri bakımından farklı alanların ortaya çıkmakta olup, ilin dağ ve plato alanları itici faktörlere sahip morfolojik birim özelliğindedir.
  • İl nüfusu sayım döneminde sürekli artış göstermiştir. 1955 yılına kadar nüfus artış hızı, Türkiye ortalamasının üzerinde seyrederken bu yılından itibaren başlayan yoğun göç olayları nedeniyle düşüş göstermiştir.
  • Benzer durum ilin şehir ve kır nüfus artış hızında da gözlenmekte ve kırsal alanlardan şehirlere yönelen göçü belirtmektedir.
  • TERCİH SİZİN

    Bizden Hatırlatması…

    Yazar

    Yayınlandı

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
    Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği
    Türkiye Çevre Vakfı
    TEMA
    Türkiye Bilişim Derneği
    NİÇEV- Niğde Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
    ANADOĞA-İç Anadolu Kuraklıkla Mücadele ve Ekolojik Yaşam Derneği
    İÇDOĞA-İç Anadolu Doğa Koruma Federasyonu
    Genç Doğa Derneği
    Kapadokya sürdürülebilir kalkınma ve Gençlik Derneği
    SOSDER-Sosyal faaliyetleri engellenmiş çocuklar Derneği

    Yazar

    Yayınlandı

    Çevre Bilimi Ders Notları, 1995, Niğde.
    Eğitimde Bilgisayar Okur Yazarlığı, 2000, Niğde.
    Bilgisayara Giriş, Atlas Yayın Dağıtım, 2001, Ankara.
    Bilgisayara Giriş, Nobel Yayın Dağıtım, 2002-2005, Ankara.
    “Çevre ve İnsan Köşe Yazıları”, Hamle Gazetesi.
    “Bilgisayar ve Eğitim Köşe Yazıları”, Hamle Gazetesi
    REC Proje Döngüsü yönetimi Eğitim Seminerine Katılım
    REC Su yönetim Seminerine Katılım
    REC / STGM Halkla İlişkiler ve İletişim Seminerine Katılım
    TÜSEV Niçin STK ve STK Mevzuatı Seminerine Katılım
    STK’larda Yönetim ve İletişim Seminerine Katılım
    STGM Proje Döngüsü Yönetimi Seminerine Katılım
    STGM/TURÇEK Kampanya Yönetimi ve halkla ilişkiler Seminerine Katılım
    TEMA DRY NET Kampanya Yönetimi ve iletişim Seminerine Katılım
    TURÇEK Çatışma Yönetimi Seminerine Katılım
    Hibe Mekanizmaları ve Donör Kuruluşlar Eğitimlerine katılım
    TEMA DRY NET Çölleşmeyle Mücadele Sivil Toplum Seminerlerine Katılım
    Yeşiliz Dergisi Yayın kurulu üyeliği
    Çevreciyiz.com sitesine akademik destek
    Projelere Dernek ve Federasyon Web Sayfalarının Tasarım Desteği

    Yazar

    Yayınlandı

    Su, yaşamın ve bireylerin en temel gereksinimi olsa gerek. Hemen hemen tüm yaşamsal, sosyal ve ekonomik faaliyetlerin sağlıklı olarak sürdürülmesi temiz ve yeterli su kaynaklarına sahip olmakla mümkün. Günümüzde yaklaşık 2.5 milyar insan yetersiz ve kalitesiz su nedeniyle sağlıksız şartlarda hayatını sürdürüyor.

    Özellikle az gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan hastalıkların %10’u yetersiz ve sağlıksız sudan kaynaklanıyor. Bununla birlikte araştırma sonuçları son 10 yıl içerisinde küresel su talebinin 6-7 kat arttığını gösteriyor. Bu oran dünya nüfusu artış oranının iki katından daha fazla. Dünya nüfusunun 2025’de 8.5 milyara, 2050’de ise 10-12 milyara ulaşacağı düşünüldüğünde, su yetersizliği nedeniyle insanlığı ne büyük felaketlerin beklediği zihinlerde canlanabiliyor. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre 1,5 milyardan fazla insanın sağlıklı içme suyuna ulaşamadığı dünyamızda, 2 milyar 600 milyon kişi de atık suları arıtacak sistemlerden yoksun yaşıyor. Her yıl 250 milyon insan kirli sulardan bulaşan hastalıklara yakalanırken, 5 milyon kişi bu nedenle hayatını kaybediyor.

    Türkiye’deki durum şu an bu kadar kötü olmasa da, geleceğe yönelik projeksiyonlar çok ciddi önlemler alınması gerektiğini gösteriyor. Yıllık kullanılabilir su miktarı 112 milyar m3 olan Türkiye’de, suyun % 70’i tarımsal sulamada, % 20’si endüstriyel amaçlı, % 10’uysa içme-kullanma suyu olarak kullanılmaktadır. Kişi başına düşen su miktarı ise yıllık 1430 m3’tür. Bu rakam, Irak için 2020 m3, Asya için 3000 m3 civarındadır. Önümüzdeki 20-25 yıllık süreç içerisinde ülkedeki tarım arazilerinin %75, evsel su kullanımının ise %260 artacağı göz önüne alındığında su kaynakları üzerindeki talebin ne kadar büyüyeceği daha rahat anlaşılabilir.

    Son 40 yılda su kaynaklarının verimsiz yönetimi ve kullanımı sonucunda Türkiye’de yaklaşık 1.300.000 hektarın, yani toplam sulak alanların %50’sinden fazlasının yok olduğu bir gerçektir. Yanlış politika ve uygulamalar nedeniyle her geçen gün akarsu ve yeraltı sularımızın, göllerimizin durumu biraz daha kötüleşmektedir. Son 15 yılda yer altı sularımız Orta Anadolu’da aşırı kullanım nedeniyle 18-20 metre düşmüştür ve bu düşüş her yıl artarak sürmektedir. Yanlış ya da verimsiz sulama tekniklerinin kullanılması, eksik fizibilite ile ve/veya yanlış yerlere inşa edilen barajlar, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmaksızın sulak alanlara boşaltılması ve su havzaları etrafındaki kaçak ve dengesiz yapılaşma su kaynaklarının ve sulak alanların kaybedilmesinin en önemli nedenleri arasındadır.

    Kısacası, eldeki su kaynaklarının daha dikkatli kullanılmaya başlanılmamasının ciddi sonuçlara yol açacağı açık ve kesindir. Yapılması gereken, etkili bir su yönetim politikası geliştirmek ve gerek ülke çapında gerek yerel yapılanmalarda bunu etkili bir şekilde hayata geçirmektir. Etkili bir su yönetim politikasının amacı su kullanımını verimli kılmak, su kaynaklarını korumaya yönelik önlemler geliştirmek ve toplam talebi azaltmaktır.

    Yazar